son haberler

Cevher-III

Muzır Tefrika’nın yeni öyküsü Pelin Buzluk’un kaleminden “Cevher”. Öyküye Murat Başol’un illüstrasyonları eşlik ediyor. Öykünün üçüncü tefrikası yayımda!

Görsel, duygusal ve sakin bir anı resmediyor. Bir koltukta yan yana oturan orta yaşlı bir adam ile genç bir kadın var. Adam, kadını koruyucu bir şekilde kolunun altına almış; kadın başını onun omzuna yaslamış. İkisi de üzgün ya da yorgun görünüyor—kadının gözleri kapalı, yüzünde hüzünlü bir ifade var. Adamın yüzünde ise düşünceli ve şefkatli bir ifade dikkat çekiyor. Ortam bir oturma odası gibi; arka planda silik çizimlerle mobilyalar ve ev eşyaları tasvir edilmiş. Renkler yumuşak ve biraz soluk, bu da sahnenin duygusal tonunu güçlendiriyor. Adamın üzerinde rahat ev kıyafetleri (çizgili pijama altı ve hırka), kadının üzerinde ise sade bir kazak ve pantolon var. Genel olarak sahne, birinin diğerine destek olduğu, teselli ve yakınlık içeren samimi bir anı anlatıyor.

kÖŞE YAZISI

“Görsünler günlerini” dediğimiz yer

Seran Vreskala yazdı. Fotoğraf İbrahim Türk.

Bir siyasi hayal kırıklığı, bir insanın uğradığı haksızlığa karşı duyarsızlaşmayı haklı çıkarır mı? Oysa gerçek hayat bu kadar basit değil. Belki onun doğru bildiği şey
senin için açık bir yanlıştır.
Ama o doğruya nasıl geldiğini anlamadan
onu bütünüyle silmek,
insanı siyasetin içine gömmektir.

Tarihe hayran, hafızaya kayıtsız olanlardan mısınız?

Simge Ünyay yazdı.

Mimari proje yarışmasıyla elde edilmiş, Ankara’da bir döneme tanıklık etmiş Hazine Müsteşarlığı Binası’nı güçlendirmek, korumak ya da yeniden işlevlendirme gibi seçenekler varken yıkım tek seçenek mi olmalıydı gerçekten. Fotoğraflar: Salt Research- Doğan Tekeli Arşivi

Gazeteciler neden ÖzgürKon 2026’yı takip etmeli?

Aslı Alpar yazdı.

Yarın ÖzgürKon 2026’dayız. Konferans, İstanbul, Kadıköy’de Barış Manço Kültür Merkezi’nde 25-26 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek.

“Hayvanların duygularını kabul edersek, onlara nasıl davranacağımızın sınırlanmasından korkuyoruz”

Hayvanların duygularını kabul etmek neden hâlâ politik? Deniz Tapkan, Marc Bekoff’a sordu. İllüstrasyon: Cansu Gürsu.

Bu portre, bilim ile şefkati aynı yüzeyde buluşturan katmanlı bir anlatım taşıyor. Figür, geniş kenarlı açık renkli bir şapka ile resmedilmiş; yüzündeki yumuşak ama kararlı ifade, uzun süre gözlem yapmış bir araştırmacının dinginliğini hissettiriyor. Çizgiler tam anlamıyla net değil; kurşun kalem, pastel ve boyanın birlikte kullanıldığı izlenimi veren dokular, portreye hem kırılgan hem de düşünsel bir derinlik katıyor. Arka planda beliren hayvan figürleri — özellikle tilki ve köpek siluetleri — portreyi yalnızca bir insan tasviri olmaktan çıkarıp bir düşünce haritasına dönüştürüyor. Tilkinin dikkatli bakışı ve köpeğin daha yumuşak ifadesi, hayvanların bilişsel ve duygusal dünyasına yapılan vurguyu görsel olarak destekliyor. Bu hayvan imgeleri, figürün omuzları ve yüzü etrafında neredeyse düşünce bulutları gibi konumlanmış; sanki portredeki kişi, insan ile insan olmayan canlılar arasındaki görünmez bağı temsil ediyor. Renk paleti oldukça sezgisel: pastel yeşiller, toprak tonları, yumuşak pembeler ve ani kırmızı dokunuşlar, doğanın karmaşık ama uyumlu yapısını çağrıştırıyor. Çizgilerin yer yer tamamlanmamış oluşu, kesinlikten çok keşif fikrini öne çıkarıyor — bitmiş bir portreden ziyade süren bir düşünme hâli. Genel kompozisyon, portreyi yalnızca fiziksel benzerliğin ötesine taşıyor; figürü, hayvanlarla kurulan etik ve duygusal ilişkinin merkezine yerleştiriyor. Görsel dil, bilimsel gözlemin soğukluğundan çok empatik dikkatin sıcaklığına yakın duruyor. Bu nedenle portre, bir biyoloğun yüzünü değil; insan ile diğer canlılar arasındaki hassas ilişkiyi temsil eden bir zihinsel manzarayı betimliyor.

Muzır konular

https://anchor.fm/s/f44a5610/podcast/rss